Dacia Jogger Extreme Eco-G 120: Ekonomik, Kullanışlı ve Maceraya Hazır
Dacia Jogger, piyasaya çıktığı günden bu yana klasik segment kalıplarına pek uymayan modellerden biri.

Bu kez konuğumuz ise Jogger ailesinin Eco-G 120 motorlu Extreme versiyonu. Fabrikasyon LPG sistemi sayesinde kullanım maliyetlerini aşağıya çekmeyi hedefleyen otomobili yalnızca şehir içinde değil, uzun yolda ve kamp rotasında da kullanma fırsatı bulduk.

EXTREME İLE DAHA MACERACI
Jogger’ın uzun gövdesi ilk bakışta otomobilin ne kadar geniş bir kullanım alanı sunduğunun ipuçlarını veriyor. Yaklaşık 4,55 metreyi bulan uzunluğuna rağmen tasarım hantal görünmiyor. Extreme donanımı ise standart Jogger’ın sade görüntüsünü biraz daha hareketlendiriyor. Gövde korumaları, özel tasarım detayları, tavan barları ve Extreme’e özgü dokunuşlar otomobile daha maceracı bir karakter kazandırıyor. Yüksek gövde yapısının avantajını özellikle asfalt dışına çıktığımızda hissettik. Jogger dört tekerlekten çekişli bir arazi aracı değil ancak kamp alanına ulaşırken karşılaştığımız stabilize yollar ve hafif bozuk zeminler otomobili fazla zorlamadı.

ECO-G 120: LPG’NİN AVANTAJINI KULLANIYOR
Test aracımızın kaputunun altında Dacia’nın Eco-G 120 motor seçeneği bulunuyor. 1.2 litrelik üç silindirli turbo motor, benzin ve LPG ile çalışabiliyor. LPG kullanımında 120 bg güç ve 200 Nm tork üreten motorun en önemli avantajı ise performanstan çok ekonomi ve menzil tarafında ortaya çıkıyor. Sistem fabrikasyon olarak otomobile entegre edildiği için sonradan takılan LPG sistemlerinden farklı bir kullanım deneyimi sunuyor. Sürücü açısından bakıldığında yapılması gereken işlem oldukça basit; yakıt türünü seçiyorsunuz ve sistem geri kalanını yönetiyor.

İÇERİDE ÖNCELİK FONKSİYONELLİK
Jogger’ın kabinine geçtiğinizde premium bir otomobille karşılaşmıyorsunuz. Zaten Dacia’nın böyle bir iddiası da yok. Sert plastiklerin kullanıldığı birçok alan bulunuyor ancak malzemeler dayanıklı hissettiriyor. Extreme versiyonunda ki dekoratif detaylar da standart versiyonlara göre kabini biraz daha hareketli hale getiriyor. Ergonomi tarafında ise Jogger oldukça başarılı. Kumandaların yerleri kolay öğreniliyor, multimedya sistemi karmaşık değil ve fiziksel kontrollerin korunmuş olması sürüş sırasında kullanım kolaylığı sağlıyor.

KAMP ALANINA GİDİYORUZ
Testimizin son bölümünde Jogger’ı şehir hayatından çıkarıp gerçek kullanım amacına biraz daha yaklaştırmak istedik. Kamp ekipmanlarımızı yükleyip asfaltı geride bıraktık ve geceyi geçirmek için doğaya çıktık. Burada Jogger’ın geniş bagajının değerini çok daha iyi anlıyorsunuz. Sandalyeler, masa, çantalar ve diğer kamp malzemelerini yerleştirmek için sürekli bir Tetris oyunu oynamak gerekmiyor. Kamp alanına ulaştığımızda aracın çadır sistemini de kurduk. Kurulum ilk seferde sistemi anlamak için biraz zaman alsa da sonrasında oldukça pratik ilerliyor. Jogger’ın arka bölümü ile çadır alanının birlikte kullanılması, klasik çadıra göre çok daha düzenli bir kamp ortamı oluşturuyor. Gece hava serinlediğinde otomobilin hemen yanı başınızda olması ve eşyalarınıza kolayca ulaşabilmek özellikle hoşumuza gitti. Sabah uyandığımızda ise çadırın kapısını açıp doğrudan doğanın içinde güne başlamak Jogger testinin en keyifli anlarından biriydi. Bu kısa kamp deneyiminden sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Jogger’ın kamp konsepti sadece katalogda güzel görünen bir aksesuar değil.


